Kapat

Dostluk Hikayemiz – Şiron

Anasayfa
Genel İçerik Dostluk Hikayemiz – Şiron

Lise yıllarımdaydım. Dershaneden eve döndüğüm saatlerdi. Her gün aynı yolu kullanır ve yolumun üstünde köşede yer alan ‘hayvan tüccarı’na oradan her geçişimde hem acıklı hem sinirli bakışlar atardım. Kafese kapatılmış satılmayı bekleyen canlar… Bazen eksilenler bazen yeni gelenler gözüme çarpardı. İçimden “insanlar bir cana nasıl maddi değer biçebiliyor?” sorusunu geçirirdim. Yine öyle bir gündü işte. Ama o gün Şiron için farklıydı. Oğlumla hayatımızın dönüm noktasıydı.

Genelde dükkanın karşı sokağından yürürdüm. Ne kadar yaklaşırsam o kadar sinirlenir bir o kadar üzülürüm diye dibine girmekten çekinirdim. O gün içime doğmuş olmalı ki yakından göz atmak istedim. Karşıya geçtim vitrine bakarak. Manzara her zamanki gibiydi ilk bakışta. Birer meta gibi sergilenen, minicik kafeste sıkışıp kalmış bir sürü dost… Ama biri farklıydı. Kafamı yukarı doğru kaldırdığımda aşağı doğru asılmış bir kafes gördüm. İçinde bir şey bana bakıyor fakat ne bakmak… Gözlerini açabilecek gücü yok ki garibimin. Yarı aralık gözler, öne eğilmiş bir boyun, yarısı yolunmuş tüyler ve eşelenmekten tahrip olmuş bir beden… Yer yer yaralar ve kanın altında bedeni minicik kalmış, zayıf düşmüş, hayata küsmüş bir Jako…

O an yaşadığım duyguyu tarif etmem çok zor. Çünkü içinde çok fazla hissi barındıran bir duygu seliydi beni saran. Onu o hale getiren ya da gelmesine engel olmayan sebeplere delice öfke, hareket etmeye gücü kalmamış haline karşı inanılmaz bir üzüntü, onu oradan kurtarabilmemin yolunu arayışım…

Hissettiklerimle boğuşurken ona doğru bir hamle yapmak istedim. Elimi kafese yaklaştırdığım anda çırpınmaya, çığlık atarak bedenini kafesin zeminine tüm gücüyle çarpmaya başladı. Geri çekilip bir süre şaşkınlıkla kendine zarar verişini izledim.

O yaşıma kadar sayısız kedi bakmıştım. Köpeklerle de diyaloğum iyi durumdaydı. Ama kuşlar hele ki papağanlar konusunda oldukça bilgisizdim. Haliyle nasıl bir durumla karşı karşıya olduğumuz hakkında en ufak bir bilgim yoktu. Ama farkında olduğum tek bir şey vardı; “muhakkak bir şeyler yapmalıydım”.

Dükkan sahibinin dükkanı kapatmak için hazırlık yapmaya koyulduğunu fark edince içeri daldım. Kuşun neyi olduğunu sordum. Sahibinden eziyet gördüğünü, daha sonra buraya geri verildiğini ve terk edilmişliğin etkisiyle hayvanın bunalıma girdiğini, yemek yemeyi reddettiğini, herhangi bir canlının yanına yaklaşması halinde kendine zarar verdiğini, hangi veterinere gösterdiyseler “umut yok, bu hayvan yakında ölür” denildiğini anlattı.

İlgili Yazı:  Muhtemelen Daha Önce Hiç Görmediğiniz 10 İlginç Hayvan

“Umutsuzluktan bahsedilmeye başlanmışsa gözden çıkarılmış bir can bu!” diye düşündüm. Yani bu insanlar ona yardım etme kaygısı taşımıyorlardı. Yeterince merhamet beslemiyorlardı o haline. O halde bu ticarete ortak olmaktan başka çare bulamazdım. “Fiyatı nedir?” diye sordum. Burada rakamları açıklama gereği duymuyorum fakat özetle kısa bir pazarlığın ardından normalde papağanları sattığı fiyatın yarısına kuşu bana vermeye razı oldu adam ve tabi ki “elimde kalırsa(!) ona söylenmeye gelmemem koşuluyla”.

Adamdan bir 15 dakika kadar dükkanı kapatmayıp beni beklemesini rica ederek eve koştum. Kapıyı açan babama “bana şu kadar borç verir misin?” diye sordum nefes nefese. “O kadar parayı ne yapacaksın?” karşılığının ardından “Cüzdanını kap gel, kendin gör” deyip peşime taktım. “İşte burada” diye gösterdiğimde konuşmamıza gerek kalmamış, ailemizin yeni bir üyesi olmuştu bile.

Yunan mitolojisinde yarı at yarı insan bedeninde tasvir edilen Centaur’ların Chiron adında bir liderleri vardır. Halkı için tanrılığından vazgeçer. Savaşçıdır, güçlüdür, inatçıdır, fedakardır. ‘Kayron’ şeklinde telaffuz edilir. Bu ismi biraz şirinleştirip oğluma verdim. Zaman zaman ‘minyatür kartalım’ diye sevdiğim yakışıklımın adı o gün “Şiron” oldu.

Odam genişti. Yatağıma uzak bir konuma yerleştirdim kafesi. İlk günler olabildiğince uzak durdum. Yemek ve suyunu değiştirmek dışında ona yaklaşmadım. Geceleri ışıkları söndürdüğümde korkuyla çırpınmaya başlıyordu. O zamanlarda kısık sesle ninni söyledim. Sakinleşene kadar susmadım. Zamanla beni dinlemeyi sevdiğini, dinlerken kafasını yana yatırıp yavaş yavaş uykuya daldığını gördüm. Ninnilerim iletişimimizin başlangıcı olmuştu. Sonraları ilişkimiz her bir evre muazzam bir sabır gerektirerek elimden yemek yemesi, ara sıra kafesinden çıkarıp odada yalnız bırakıp etrafı özgürce tanımasına izin vermem, her ne kadar cevap vermese de inatla saatlerce ona iltifatlar etmem, öğrenmesini arzuladığım bazı kelimeleri her gün tekrarlamam şeklinde devam etti. Aylarca onun istediği gibi temas kurmadan vakit geçirdik. Bu süre boyunca arada odaya temizliğe giren annem dışında başka bir canlıyla da karşılaşmadı. Yavaş yavaş sakinleşiyor, enerjisi yerine geliyor, iştahı açılıyor ve odada kimse yokken ürkekçe ıslık çalıyordu artık.

İlgili Yazı:  Sadece Kedi Sahiplerinin Anlayabileceği 13 Sevimli Durum

Bir gün çıplak kalmış poposundan yeni bir tüy kendini gösterdiğinde kırmızı kuyruklu olduğunu öğrenmiş olduk. Önceleri tamamını yolmuş olduğu kuyruğunun o tek bir tüyünü bile özenle temizliyordu. Çok sonra kocaman kıpkırmızı bir kuyruğumuz oldu.

Okuldan geldiğim bir başka gün odama girdiğim anda bir ses duydum; “Atatürk”. Hayatımın en güzel anıydı şüphesiz. Şiron ilk kelimesini söylemişti. Bunun gibi birçok paha biçilemez ilkleri yaşadık birlikte.

Bugün tanışmamızın üzerinden yaklaşık 7-8 sene kadar geçti. Şiron öğrettiğim ilk kelime olmasındandır sanırım adımı Atatürk sanıyor, bana bu şekilde sesleniyor. Onlarca kelime biliyor, acıktığında, ilgi istediğinde, kafesinden çıkmak istediğinde dertlerini anlatabileceği bilinçli cümleler kurabiliyor, “yemek verir misin?” gibi. Tüm yaraları iyileşti ve tüylerinin hepsi yeniden çıktı. Kilo aldı. Fazlasıyla geveze bir oğlan oldu.

“Umut yok(!)” denilen Şiron hayata yeniden tutundu. Bunu başaran tek şey sevgimiz oldu. Biz birbirimizi sevdik. İyileşmekten başka çıkar gözetmeden hem de..

Bir hayvanı tüm kalbinizle sevdiğinizde siz onu hayata bağlarken o da sizin hayatınıza derin anlamlar katıyor. Lütfen deneyin ve dostlarınızla sevgiyle kalın. Şiron’dan hepinize kucak dolusu öpücükler iletiyor ve bol umutlu günler diliyorum..

The following two tabs change content below.

İrem Akgül

Pativer.net Editörü. İnstagram'dan takip et! @akgul.iremm Merhabalar. İstanbul Üniversitesi'nde hem Metalurji ve Malzeme Mühendisliği hem İktisat okuyorum. Hayvanlara tutkum sanırım doğduğum anda başlamış olmalı çünkü kendimi bildim bileli onlarla içli dışlıyım. Onlar bizim hayatımızı güzelleştiren en değerli ayrıntılar. Tüm hayvanseverlere kucak dolusu sevgiler..

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir